9 Haziran 2009 Salı

Depresyonist Baskı

Bu caddeleri tanıyorum. İlk defa vurduğumda kendimi dışarıya, hiç bir çağrıyı beklemeden, yine buralardan geçiyordum. O zamanlar çağrılmayı beklemekten çok korkardım, ya çağırmazlarda yalnız kalırsam... En iyisi, ufak tefek özlenme, sevilme, aranma hayallerimi kırıklıklardan kurtarmak için, kimseden haber beklemeden kendimi dışarı atmaktı.
Ne kadar ufak tefek desemde, epey korkuyordum. İçime değersizliğimi sorgulamanın kurdu düştüğünde tüm iç organlarımın kemirilmesinden kalan yaraların acısını duymayı bekleyemezdim. Kurdu, acıyı, kemrilmeyi,yaraları beklemeden, vücudumdan organlarımı dışarıya kaçırıyordum, kendimi evimden caddelere kaçırarak. Zaten sonraları beni çağıracak pek kimse de kalmamıştı veya kendimi kandırdığım şekliyle caddeler beni çağırıyordu artık.
Bizim sokak çevredekilerine göre biraz daha karanlık kalırdı. Sokağın sonu, öyle ışıklı bir caddeye bağlanırdı ki, çoğu zaman o ışıklı caddelerden bizim sokağa girdiğimde kendimi iyice körelmiş bulurdum. Birkaç sene önce belediye, caddeye bağlanan daracık geçite bir sokak lambası koydu. Çocukluğumda ise beni geçitten fazla, hemen arkasındaki kum ve yaban otlarıyla dolu boş arazi ilgilendiriyordu. Nede olsa, geçit ve sonrası biz çocuklar için tehlikeli ve yasaklıydı. O alan ise özgürlüğümüzün dış çepheriydi. Ne kadar özgürlüğümüzün dış çepheri dediysem de yasaklar orada da devam ediyordu. Mesela, kapıcı çocuklarıyla oynamamız ailelerimiz tarafından hoş karşılanmazdı. Bizim için ise futbol oynayabileceğimiz çoğunluğa erişmek için, günün tüm aydınlık saatlerini orada geçiren çocukları kullanmamak düşünülemezdi. Bizim o çocukları pisliklerinden dolayı kullanmamızı isteyen annelerimiz, o çocukların annelerini temizlik için her hafta kullanırlardı. Caddeleri gezmeye başlayana kadar, bu karmaşık ilişkiyi bizim sokağa özgü sanırdım... İlk önce, temizlenmek için pis sokak çocuklarından selpak satın alan insanları görünce şaşırmıştım. Daha sonraları, dışarıda görmek istemedikleri bu pis çocuklara, arabalarından dışarıyı daha güzel görmek için camlarını temizlettiklerini gördüm. Daha güzel görünümlü bir dünyadan beklentilerinin sadece cam silici çocukların daha güzel sildiği temiz camlar olduğunu düşünmelerini çok garipsedim.
Caddelerde bu karmaşık ilişkileri çözmüş ama daha karmaşık şekliyle anlatmaya çalışan onlarca insanla tanıştım. Açıkçası anlattıklarını ne ben anladım, ne de onlar anlatamadıklarını anladılar. Haksızlık etmemek gerekir, içki masalarının en tatsız mezesine gelindiğinde, ben bu anlamadığım ilişkileri onların sözleryile çok anlattım. Gecenin terinin çimlere ve araba camlarına yapıştığı saatlere kadar anlattık. Biz bunları anlatıp, geceyi bira poşetleriyle evlerimize taşıyacağımız zaman gelince, çevremizdeki mutlu masaları farkederdik. Çoğunun bizi o zaman gelince bile farkettiğini sanmıyorum, hatta anlattıklarımızı da hayatlarının biryerinde dahi. Onlar virgülü, ünlemi, soru işareti kahkaha olan sohbetlerinden dünyaya bir mutlu nokta bile getiremiyorlardı. Bana bildiklerimi anlatanlar ise noktaya bile neden mutsuz olduğunu anlatmaya çalışırdı. Belki de nokta mutsuzluğunu sorgulamasaydı anlatanlarla birlikte, mutsuz olduğunu bile anlamadan silinecekti tıpki şu yanımızdakiler gibi. Bilemedik, göremedik, bilmeye çalışanların hiç bir zaman mutlu olmadığını, bilmeyenlerin, farkında olmayanların mutsuzluğu ne kendi hayatlarında ne de başkasının hayatında görebileceklerini.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder